Sayfalar

Gebelik ve Doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gebelik ve Doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2010 Perşembe

Hamilelik Döneminde Kanser Teşhisi


Göğüs kanserini teşhis etmek bazen kolay olmaz. Çün­kü hamilelik süresince kadının göğsünde meydana gelen değişiklikler, kanser belirtilerini gizleyebilir. Ayrıca bu sıra­da, mamogram gibi bazı standart teşhis araçları bebeğe za­rar verebileceği için kullanılmaz.
Kadının, başka zamanlarda olduğu gibi, hamilelik süre­since de göğsünün normal olduğunu bilmesi önemlidir. Nadir de olsa, hamilelikte göğüs kanseri görülebilir. Dola­yısıyla kuşku uyandıran her kitle, başka zamanlarda oldu­ğu gibi, hamilelik sırasında da araştırılmalıdır. Bebeğe za­rar vermekten kaçınmak için, gerekirse genel anestezi ye­rine lokal anesteziyle biyopsi yapılması en iyi yöntemdir.

Göğüs kanseri teşhis edildiğinde, hamile olan bir kadın için verilmesi gereken bazı zor kararlar vardır. Acilen şid­detli bir tedaviye alınması gereken kadınlann bebekleri bundan zarar görebilir. Tabii, bu kararda bebeğin kaç haf­talık olduğu kadar, kadının olaya bakışı da belirleyici ola­caktır. Kadın, bebeği koruyup tedaviyi hamileliğine uygun hale getirmeyi seçebilir. Bu durumda daha etkili bazı teda­viler, bebeğin doğumundan sonraya ertelenmiş olur.


Hastanın kanseri erken aşamada (I veya II. Aşama), hamileliği ise ilk 3 ayında ise, doktor büyük olasılıkla, lo­kal anesteziyle biyopsi yapılmasını önerecektir. Genel anestezi, bebeğe zarar verebileceği için önerilmez. Eğer mastektomi ve kemoterapi gerekirse, hamileliğin 3-6 aylık döneminde ya da son üç ayında uygulanabilir. Ancak be­beğe hamileliğin her aşamasında zararlı olan radyasyon tedavisi, doğuma kadar verilmez.

İleri aşamada kanseri olan kadınların vermesi gereken çok daha zor bir karar vardır. Böyle bir hasta, hamileliği­nin ilk üç ayı geçinceye kadar tedaviyi ertelemeyi, daha sonra bebeğe zarar verecek kadar şiddetli olmayan ama kanserin tedavisinde de pek etkili olmayan bir kemoterapiyi seçebilir. Tedaviyi bebek doğuncaya kadar tümüyle erteleyebilirse de, bu karar, hastanın hayatını da tehlikeye atabilir. Hasta hangi karan verirse versin, bu koşullarda çok büyük bir manevi desteğe ihtiyaç duyacaktır. Son ka­rar, hastaya aittir.

Tedavi bittikten sonra emzirme hakkında
Hamilelik süresince veya hemen ertesinde kendisine göğüs kanseri teşhisi konan bir kadın, kemoterapi almaya başlayınca bebeğini biberonla beslemek zorundadır çünkü aldığı ilaçlar süte geçip bebeğe zarar verebilir.

Ancak kadının kanser tedavisinden sonra bebeğini emzirip emziremeyeceği, tümörün boyutuna ve seçilen teda­viye bağlı olarak değişir. Küçük boyutlarda ve erken aşa­madaki tümörlerin, kadına emzirme için ihtiyaç duyduğu yapıları bırakması ihtimali, büyük ve ileri aşamadaki tü­mörlere göre daha fazladır. Radyoterapi, hasta göğüsteki lobüllere ve süt kanallarına kalıcı bir zarar verebilir. Yine de tedaviden etkilenmeyen göğüs sağlıklı emzirme için kullanılabilir.
Göğüs kanseri tedavisinden sonra hastalığın nüksetme tehlikeleri
Göğüs kanseri olduktan sonra hamile kalmak, kanserin yayılmasına yol açmaz. Ancak hamileliğin, kanserden ge­riye kalan mikroskobik hücreleri daha hızlı büyütüp bü­yütmeyeceği bilinmemektedir. Eğer kanser çok şiddetli idiyse, pek çok lenf düğümüne geçmiş olabilir veya bazı faktörler mikro metastaz riskinin artmasına neden olabilir. Bu riskler, kanserden sonra bebek yapıp yapmama kararı­nın içindedir.

Doğurganlık ve tedavi
Kemoterapi, erken menopoza dolayısıyla kadının do­ğurganlığını kaybetmesine yol açabilir. Hasta tedaviye başladığında menopoz dönemine ne kadar yakınsa, aldığı kimyasalların âdet döngüsünü durdurma riski o kadar faz­ladır. Ortalama menopoza girme yaşının 51 olduğunu ka­bul edersek, kullanılan ilaçlara bağlı olarak, 45 yaşındaki bir kadın için kemoterapinin hızlandırdığı menopoz riski % 80-90, 35 yaşındaki bir kadın için ise % 15-20′dir.

Kemoterapinin sonucunda hangi kadınların menopoza gireceğini öngörmek kolay değildir, ancak tedaviye başla­madan önce bu ihtimal düşünülmelidir. Karar verme aşa­masında, kemoterapinin kanserin nüksetmesini önlemede ne kadar etkili olduğunu bilmek önemlidir. Doktorun, ke­moterapinin kanserin nüksetme riskini yarıya indireceğini söylemesi oldukça inandırıcıdır. Ancak hastalığın nükset­me riski sadece % 4-5 ise, bu durum, kemoterapinin riski % 2-2,5′a indireceği anlamına gelir. Risk oranındaki fark­lılık, kemoterapinin bazı kadınlar için neye mal olacağını belirlemez.Kay, kendisine I/II. Aşama göğüs kanseri teşhisi konul­duğunda 31 yaşındaymış ve teşhisin ardından gelen mastektomi, kemoterapi ve radyoterapi süreçleriyle oldukça iyi başa çıkmış. Ancak tedavisi yüzünden bir daha hamile ka­lamayacağı düşüncesi onu çok rahatsız etmiş:

Hastalığım süresince bir defa çok fazla üzüldüğü­mü hatırlıyorum, Göğüs rekonstrüksiyonu için plas­tik cerrahla görüşmeye gitmiştim. Cerrah bana bundan sonra çocuk doğuramayacağımı söyledi. Bir süredir bu konuyu araştırıyorum; göğüs ameliya­tımı gerçekleştiren doktor, çocuğumun olabilece­ğini söyledi. Bana kalırsa doktorlar kendilerini koşul­landırıyorlar. Kemoterapinin hastayı mutlaka kısır­laştıracağını düşünmek doğru değil…*

Leia Mais

Gebe Kadının Ağız ve Diş Koruması

GEBE KADININ AĞIZ VE DİŞ KORUMASI

Ağız ve diş korumasının amacı, kişinin yaşamı boyunca, ağız içi yapılarının sürekliliğini korumak ve daha iyiye götürmektir. Herkes, doğumdan başlayarak dişlerin korunması yönünde rol oynayan belli sayıda kesin kurala uymak zorundadır.

Dölyatağı içi yaşamın daha 27. gününde, diş organını oluşturacak yapıların hazırlandığı bilinmelidir. Böylece, olanakları oranında dinlenmesi ve her türlü hastalıktan kaçınması gereken gebe kadın için, genel sağlık korumasının ne derece önemli olduğu anlaşılmaktadır. Aşırı ölçüde olmamak koşuluyla, yalın ve çeşitli beslenmesi, kalsiyum bakımından zengin, şeker bakımından yoksun olmalıdır.


BESLENME

Yeni doğmuş çocukta

Ana sütü, yeni doğmuş çocuğa en uygun besindir ve içindeki vitaminler yeterlidir. Demek ki beslenmeye her zaman ana sütüyle başlamak gerekir. Öte yandan, ana sütü emme, normal yüz-çene gelişmesini de sağlar; çünkü meme başı, kauçuk emziklerden daha serttir ve daha çok kas etkinliği gerektirir.

Çocukta

Süt, beslenmenin büyük bölümünü oluşturmalıdır. Geri kalanı, kalsiyum içeren yapraklı sebzeler, C vitamini veren meyveler ve taze sebzelerle sağlanır. Ayrıca hayvansal yağlar ve patates bol yenmelidir. Tahıllardan, D vitamini bakımından yoksul oldukları için, elden geldiğince kaçınılmalıdır.

Organizma aynı zamanda, çürüklere karşı çok önemli etkisi olan flüor gibi maddelere de gereksinir. Bu yüzden, çocuklara flüor hapları verilmesi öğütlenebilir. Son zamanlarda, içme sularının flü-orlanması konusunda uzun tartışmalar yapılmış ve Kuzey Avrupa ülkelerinde bu yöntem denenerek, çürük oranında çok belirgin bir düşüş gözlenmiştir. Çocuklarda çürük oluşmaması isteniyorsa, yemekler dışında fazla miktarda tatlı, şeker yemeleri önlenmelidir. Gerçekten dişleri bozuk çocukların hemen tümünde, çürüklerin sorumlusu tatlı maddelerdir. Aynı zamanda, çok sıcak ya da çok soğuk içeceklerden de kaçınmalıdır.

Erişkinde

Nicelik ve nitelik bakımından dengelenmiş bir besin rejimi gereklidir. Tatlılara gelince, çocuklardaki aynı önlemler alınmalıdır. Öte yandan, sert besinler öğütlenir; çünkü bunların çiğnenmesi bir kas gücü harcama gerektirir.

FIRÇALAMA

Her zaman ıslak bir fırçayla dişlerin bütün yüzleri ve dişler arasındaki aralıklar iyice fırçalanmalıdır. Dişler, kök boynu bölümünden serbest kenara doğru dikey olarak fırçalanır. İyi bir fırçalama 2-3 dakika sürmelidir. Her yemekten sonra, yani günde en aşağı 2 kez tekrarlanmalıdır. En önemlisi akşam fırçalamasıdır.

Dişlerin yüzleri üstünde diş taşları birikmesini önlemek için, ardarda, bir fırça, ipek ip ve diş çubuğu kullanılabilir. Öte yandan, hap ya da sıvı halinde hazırlanmış, diş taşını açığa çıkaran bir maddeden yararlanılabilir. Bunun için ağıza sözkonusu sıvıdan 2 damla konur ve dil dişler üstünden geçirilir. Daha sonra ağız çalkalanır ve bir ayna önünde dişler incelenir. Böylece diş taşının boyanmış olduğu görülür. Bu testin amacı, fırçalamanın etkililiği konusunda karar vermektir.

Diş fırçası

Günümüzde, biçimleri, boyları, sertlikleri, büyüklükleri, nitelikleri değişen her tür fırça bulunmaktadır. Fırçalamanın amacı, dişlerin dış, dil ve örtücü (yatay) yüzlerindeki ve dişeti oluğundaki taşları ortadan kaldırmaktır. Böylece, bir fırçalamayı elden geldiğince etkili kılan bazı ölçütler bulunabilir.

Her yere, özellikle azı dişlerinin dış yüzeylerine erişebilmesi için, fırçanın başı küçük olmalıdır.

Fırça naylon olmalıdır, çünkü uzun süre sağlam, sert kalması gerekir.

Hayvan kılından yapılan fırçaların çukurlaşma sakıncası vardır; bundan dolayı kısa sürede bakteri yuvası haline gelir.

Fırça, yumuşak olmalı ve dişeti oluğuna girebilmesi için kılları uzun olmalıdır. Kıllar bükülmeye başlayınca, fırça atılmalıdır (ortalama ömrü 2-3 aydır).

Diş macunu

Diş macunlarının yanısıra, toz ya da sıvı biçiminde temizleyiciler de vardır. Biçimi ne olursa olsun, içinde aşındırıcı madde bulunmamalıdır. O halde, ambalajı üstünde bileşimi yazılı olanlar yeğ tutulmalıdır. Öte yandan, bazı macunlar, dişler üstündeki yararlı etkisi bilinen flüor içerirler; özellikle çocuklarda bunların kullanılması yararlıdır.

İpek iplik

Diş aralarının kök sapma yakın bölümlerindeki diş plaklarını ortadan kaldırmakta yararlanılır. Bunun için, yaklaşık 50 sm uzunluğunda bir iplik alınır ve uçları 2 elin orta parmaklarına sarılır. Gerilen iplik, dişler arasına geçirilir. Parmaklar arasındaki aralık 2 sm’yi geçmemelidir. İplik yavaşça dişeti oluğuna sokulur ve her zaman diş çeperine güçlüce sürtülebilecek biçimde örtücü yüze doğru getirilir.

Diş çubuğu

Dişeti oluğundaki taşlan ya da dişler arasındaki mukoza uzantılarının büzüldüğü durumlarda dişlerarası aralıklardaki taşları ortadan kaldırmada kullanılır. Aynı zamanda, dişlerde köprüler ya da derin diş destek dokusu cepleri varsa kullanılması yararlıdır.

DENETİMLER

Dişlerde hiçbir belirti olmasa bile, yılda 2 kez, denetim için dişçiye gitmek alışkanlığı edinilmelidir. Çünkü, başlangıç halindeki bir çürüğü ortaya çıkarabilmenin tek yolu budur. Ağrı ortaya çıktığında, çok geç olmuştur. Bir çürük ne kadar erken ortaya çıkarılıp tedavi edilirse, o kadar az doku hastalanır ve dişleri yitirme olasılığı da o kadar azalır.

FLÜOR

XIX. yüzyıl sonunda ortaya çıkan çeşitli görüşler, 1942 yılında, diş çürükleriyle flüor arasındaki ilişki üstüne yapılan bir araştırmadan sonra, şu sonuca varmayı sağladı: İçme suyunda yaklaşık binde 1 oranında flüor bulunduğundan, diş çürüklerine raslanma sıklığında çok önemli bir düşüş gözlenmektedir.

Önerilen dozlarda, flüor zehirleyici değildir. Buna karşılık, bu maddenin fazlası (önerilen binde 1 oranın 1000 katı) aşağıdaki bozuklara neden olabilir:
— kemik dokusunda ve eklemlerde değişiklikler;

— ciddi süreğen flüor zehirlenmeleri (flüorozlar);

— diş bozunları (düzensiz sınırlı, sarı, mine lekeleri) .

Bununla birlikte, binde l’lik dozda flüor kesinlikle zararsızdır. Bu, suyu doğal olarak flüor bulunduran bölgelerdeki hastalık ve ölüm oranları karşılaştırılarak kanıtlanmıştır. Kalp hastalıkları, alerjiler, bellek bozuklukları, karaciğer, deri, kemikler, eklemler, v.b. üstünde hiçbir etkisi yoktur.

Üstelik, şu hastalıklarda yararlı olduğu kanıtlanmıştır:

— kemik dokusunun kireç yitimi;

— çok sayıda kemik iliği uru bulunması;

— Paget hastalığı.

FLÜORUN ETKİSİ

Flüor, dişi örten mine tabakasının eriyebilirliğini azaltmaktadır. Böylece:

— asitlere direncini artırır;

— bakteri öldürücü bir işlevi vardır-,

— diş minesi düzeyinde yoğunlukları yüksek olan kalsiyum fosfatların billurlaşmasını kolaylaştırır.

FLÜOR VERİLMESİ

Şu dönemlerde verilmesi çok yararlıdır: — dişin taç parçasının oluşması ve mirreralleşmesi döneminde (doğumdan 3-4 yıl sonra);

— dişlerin çıkımından önceki dönemde (sonraki 3-4 yıl);

— dişler çıktıktan sonraki dönemde; bu dönem de bazı düzeylerde (dişlerarası bölgede) yetersiz kalır.
Demek ki çocuklara flüor verilmesi yararlı olur.

Flüorun yerel uygulamayla diş minesi içine yayılmasının en iyi olduğu dönemin, diş minesinin tam olgunlaşmadığı dönemde, yani 30 yaştan önce olduğu unutulmamalıdır.

Flüor şu biçimlerde verilebilir:

— doğal flüorlu su;

— yapay flüorlanmış su (bu yöntemde suların flüorlanması zorunlu ölçümler gerektirir);

— flüorlanmış tuz (İsviçre’de);

— flüorlanmış un (Danimarka ve Hollanda’da);

— flüorlu ilaçlar (komprime ve tabletler, ağız gargaraları, diş macunu).

SONUÇ

Flüor verilmesi, ağız-diş bakımının düzeltilmesi ve besin rejiminin yeniden düzenlenmesiyle (daha âz şeker ve tatlı alınmasına dayanır) birlikte yürütülürse, daha iyi sonuç verir.

Kişisel düzlemde, flüorlu bir diş macunu, bütün önlemlerin başında gelir.

Leia Mais

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Sezaryen

Karıma, doğumunu sezaryen ameliyatıyla yapılaca­ğı bildirildi. Bize bunun ayrıntılarını anlatır mısınız?
Her elli doğumdan biri sezaryen ameliyatıyla ya­pılır.
Bu ameliyat, adını Jül Sezar’dan almıştır, çünkü kendisinin bu yöntemle doğurtulduğu sanılmaktadır.
Ameliyat, karın duvarının alt kısmında bir şak yapılarak gerçekleştirilir. Doktorun bu yolu seçmesi­nin birçok nedeni vardır. En sık rastlanan neden, an­nenin leğen kemiklerindeki anatomik bir bozukluktur. Bazen çocuk o denli büyüktür kî, normal vaginal do­ğum kanalından geçemez.

Normal bir doğumda çocuk ya da anne için yaşamsal tehlike bulunduğuna ope­ratör inanırsa, bir sezaryen düşünebilir. Bu konuda­ki karar çok dikkatle ve genellikle başka bir doktor­la yapılacak konsültasyondan sonra verilir.
Son derece gelişmiş cerrahi yöntemler, güvenli bir anestezi uygulaması ve ameliyat sonrasında da anti­biyotiklerin desteği bir araya gelince bu ameliyat hem anne hem de çocuk açısından büyük bir güven­likle gerçekleştirilebilir.
Dördüz bebeklerin Sezaryen Ameliyatının nasıl yapıldığını çok açık ve net izleyeceksiniz.
Leia Mais

Normal Doğum Yaptıktan Sonra Neden Depresyona Girilir.?

Karım çok normal bir doğum yaptıktan sonra ni­çin kendini birdenbire derin bir depresyon içinde buldu?
Doğum sonrasında bazısı şiddetli, bazısı daha ha­fif olmak üzere duygusal bozukluklara rastlanabilir. Bunların birçok çeşitleri vardır ve kesin bir sınıflan­dırma içine de sokuîamazlar.

Bazen hafif bir nevroz fark edilmeden geçip gider, bazen de nevroz bedensel ya da duygusal bir faktörün eklenmesiyle birdenbire ve tüm şiddetiyle orta­ya çıkar. Bir ruh doktoru ya da psikologa başvurarak erkenden tedavi yoluna gidilmelidir. Şiddetli bir dep­resyonun kendiliğinden iyileşeceğini ummak, akıllıca bir davranış olmaz.
Bazen duygusal yapıları her yönden oturmuş gö­rünen kadınlar yeni bir bebeğin sorumluluklarından ürkmüş olabilirler. Bazen de yıllarca sessiz kalmış olan nörotik gelişimler böyle önemli bir bedensel ve duygusal olayın etkisiyle su yüzüne çıkarlar.
Leia Mais

Bebeğin Cinsiyetinin Gebeliğin Başlangıcında Belli Olurmu.?

bebeğin cinsiyetinin gebeliğin başlangıcında belli olabileceği doğru mudur?
Çocuğun cinsiyeti, gebeliğin beşinci ya da altıncı aylarında kesinlikle saptanabilir. Bu, annenin rahmin­deki sıvının incelenmesiyle anlaşılır. Bugün cinsiyeti belirleyen genler yüksek güçte elektron mikroskopları altında görülüp sayılabilmektedir.

Bununla birlikte, anne ve çocukta ortaya çıkabi­lecek bir enfeksiyon tehlikesi nedeniyle merakına gem vurup biraz daha beklemek yapılacak en iyi iştir.
Çocuğun cinsiyeti önceden belli olsun diye, bir ta­kım genetik bozuklukların ve başka hastalıkların orta­ya çıkmasına neden olmak, bağışlanır şey değildir.
Cinsiyetin önceden belirlenebilmesi, asla cinsiye­tin değiştirilebileceği demek değildir. Anne ve baba­lar, kaderin kendilerine sunduğunu kabul etmek du­rumundadırlar.
Leia Mais

Gebe Ve Emzikli Kadınların Beslenmesi Gebelikte Beslenmenin Önemi

GEBE VE EMZİKLİ KADINLARIN BESLENMESİ
1- Gebelikte Beslenmenin Önemi
Gebelikte iyi beslenme, anne, çocuk ve toplum sağlığının korunmasında önem taşır. Yavrunun tüm besin öğesi gereksinmesi anneden sağlanır. Gebe ka-dm iyi beslenmezse, dölün besin öğesi ihtiyacı bir dereceye kadar annenin vü­cudundaki depo ya da yedeklerden karşılanır, sonra da annenin dokuları yıkıl­maya başlar ve yavrunun ihtiyacı karşılanmaya çalışılır. Bu durumda gebe ka­dın ve yavru zarar görmeye başlar. Gebelikte yetersiz ve dengesiz beslenme, ge­belik sırasında, doğumda ve doğum sonrasında çeşitli bozukluklara yatkınlığı artırır, annenin durumunu kötüleştirir ;yavruda sonradan düzeltilemeyecek bo­zukluklara yol açabilir. Anne ile yavrunun yaşama ya da sağlıklı yaşama şans­larını azaltabilir.

Ana ve çocuk sağlığında, yalnız gebelik döneminde değil, gebelik öncesi iyi beslenme de rol oynar. Dölün büyümesi, her yönüyle annenin beslenmesine bağlıdır. Hem gebelik öncesi hem de gebelikte yeterli ve dengeli beslenen sağlık­lı annelerin çocuklarının daha sağlıklı ve normal olma olasılığı, aksi durumdaki­lere göre çok yüksektir. Sağlıklı ve normal kuşakların yetişmesinde; yaşam boyu ve gebelikte iyi beslenmenin olumlu etkisi tartışma götürmeyen bir önem taşır.

2- Dölün Beslenmesi ve Büyümesi
Döl, dişi döl hücresi olan yumurtanın, erkek döl hücresi (sperma) tarafın­dan döllenmesi sonucu oluşmaya başlar. Döllenmiş döl hücresinin hızla çoğa­larak normal büyüklükte ve sağlıklı bir bebek oluşması için, anneden gerekli be­sin öğelerinin döle gelmesi gerekir. Hücrenin çalışması, çoğalması, dolayısıyle dölün büyümesi, besin öğelerinin alınması ve hücre yapısına çevrilmesiyle oldu­ğuna göre, anneden yeterli miktarda ve hızda besin öğesi sağlanamazsa, dölün büyümesi ve gelişmesi zarar görür. Kötü beslenmenin bebeğe zararları, doğum­dan sonra gözden kaçacak kadar hafif ya da belirgin olabilir. Başlangıçta anla­şılmayan bozukluklar yaşam boyu sürebilir.
1. Enerji: Ağır işte çalışanlara önerilen günlük enerji eki; Erkekler için 1200 kal. (5 MJ,), kadınlar için 50′0 kal. (2 MJ.).
Hafif işte çalışanlar için günlük enerji indirimi: Erkekler için 300 kal. (1,3 MJ,), kadınlar için 200 kal. (0,8 MJ.).
2. Protein : İki değerden düşük olanı, süt ve yumurta proteinlerinin kalitesine göre verilmiştir. Kaliteye göre protein gereksinmesini bulmak için, tablodaki miktarın 100 ile çarpılıp, tüketilen proteinin kalite yüzdesine bölünmesi öngörülmüştür. Yüksek olan değer Türkiye’de tüketilen proteinin kalitesi % 60 olarak düşünülerek hesaplanmıştır.
3. A Vitamini: Türkiye’de, diyetteki A vitaminin karatenden gelen oranı % 70 olarak kabul edilmiştir.
4. C Vitamini :Türkiye koşullarına göre, FAO/V7HO tarafından verilen değerlerden (20-30 mg.) daha fazla C vitamini alınması gerektiği dü­şünülmüştür.
5. Demir: İki değerden düşük olanı, diyeti hayvansal besinlerce zengin olanlar; yüksek olanı ise diyeti hayvansal besinlerce yetersiz olan­lar için verilmiştir. Türkiye için, ikinci değer ya da ona yakın miktarlar daha uygun düşmektedir.
6. Yaşam boyu yeterli demir alan ve demir depolan dolu olan gebe ve emzikli kadınların yetişkinler kadar demir almaları yeterli görül­müştür. Demir depoları yetersiz olan gebe ve emziklilere dışardan demir verilmesi öngörülmüştür.
Döllenme, yumurtalığı dölyatağına bağlayan kanalda olur. Döllenmiş yu­murta birkaç günde dölyatağma geçer ve orada kendini bir zar içine yerleştirir. Bu zar bir kese şekline dönüşerek içinde sıvı birikmeye başlar. Dölüt (embriyon),, bu kesedeki sıvı içinde büyür. Dölütün zar içinde yerleştiği yerde döleşi (son, plasenta) gelişmeye başlar, göbek kordonu da oluşarak dölüt döleşine bağlanır.
Rahimde Dölün Göbek Kordonuyla Dölleşine Bağlanışı. Döl, Rahimde Sıvı Dolu Bir Kese İçinde Bulunur.
Kese içindeki sıvı, anne kanından sızma plazmayla sürekli değişir ve yeni­lenir. Bu sıvı içinde; protein, glikoz, mineraller ve başka besin öğeleri bulunur. Döl (fetüs) bu sıvı içinde kolayca nareket eder, zedelenmekten korunur ve belir­li sıcaklıkta tutulur.
Döleşi;
Maddelerin göbek kordonu aracılığıyla anne ile döl arasında geçiş­mesini sağlayan bir organdır. Dölün beslenme, boşaltım ve solunum gibi işlev­leri döleşi aracılığıyla gerçekleşir. Besin öğeleri ve oksijen, anne kanından döleşine ;döleşinden de göbek kordonu aracılığıyla döle geçer. Dölde oluşan karbondioksit gibi artık maddeler de aynı yoldan döleşine, oradan da anne kanma taşınır. Döleşi, enzim, hormon, antikor gibi maddeleri sentezleme; protein, gli-Jcojen, kalsiyum ve demir gibi besin öğelerini depolama yeteneğindedir. Döl büyüdükçe, bu depolama görevi karaciğere geçmeye başlar. Anne iyi beslenmi­yorsa, besin öğeleri yeterince depolanamaz; dölün ihtiyacı tam karşılanamaz, dölün yararına, annenin zararına olmak üzere annenin doku maddeleri yıkılma­ya başlar ve dölün ihtiyacı karşılanmaya çalışılır. Ancak, anneden herşey döle ol­duğu gibi geçemez ve dölün tüm ihtiycı karşılanamaz .Dölün büyümesi için yeterli olmayabilir. Bu durumda hem anne, hem de yavru zarar görmeye başlar.

Döleği, koruyucudur ve seçici geçirgendir. Bu organ, anüe kanından gelen .zararlı maddeleri döle geçirmemeye çalışır, bağışıklık cisimcikleri (antikor) sen­tezler, hastahk yapıcı bakterilere ve zararlı öğelere karşı dölü korur. Ancak, döleşinin dölü koruma yeteneği sınırlıdır. Bunun için dölüt ya da döl, annenin hastalıklarından, aldığı ilâçlardan, alkol, sigara gibi maddelerden zarar görür. Yavruda organ eksikliği veya bozukluğu gibi yapısal bozukluklara, büyüme ve .zekâ geriliğine; zehirlenmeye, düşüklere ve ölüme; başlangıçta anlaşılamayan yetersizliklere ve birçok başka bozukluklara yol açabilir. Gebeliğin ilk aylarında yavru daha savunmasız ve dayanıksızdır; zararlı maddelerden kolay etkilenir ve zarar görür.

Gebelik ilerledikçe, dölün büyüme ve gelişme hızı artar. Bu, dölün besin öğesi ihtiyacının artışı demektir. O yüzden, gebelik ilerledikçe, annenin besin öğeleri ihtiyacı da çoğalır. Gebeliğin yarısından sonra dölün beyin büyümesi ve .kemikleşme hızlanır. Doğumdan önce dişler oluşmaya başlar (Şekil 12-2). Ye­tişkinlikteki toplam beyin hücrelerinin yaklaşık % 25′i doğumdan önce oluşur. Annenin kötü beslenmesi, aldığı ilâçlar ve zararlı maddeler, hastalıkları, dölde bedensel bozukluklar yanında, sinir sisteminde bozukluklara, zekâ geriliklerine -de yol açabilir. Bu yüzden; gebe kadının iyi beslenmesi, hastalıklardan korun­ması, doktora danışmadan ilâç almaması, alkol ve sigara kullanmaması, kendi sağlığı için önemli olduğu kadar, bedensel ve zihinsel yönden sağlıklı kuşakların yetişmesinde çok önemlidir. Ayrıca, eşinde ve kendisinde kalıtsal hastalığı olan .kadının çocuk yapmaması gerekir.
Leia Mais

Gebelikte Kötü Beslenmenin Zararları

Annenin, gebelik sırasında ve öncesinde kötü beslenmesinin hem kendisine shem de dölün büyümesine ve sağlığına olumsuz etkileri olduğu araştırmalarla igösterilmiştir. Çeşitli besin öğelerinin yetersizliği oluşturulan gebe hayvanlar üze­rinde yapılan araştırmalarda, bu durumun yavruya zararlı etkileri açık olarak ortaya konmuştur. İnsanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, iyi beslenmeyen gebelerin çocuklarında, iyi beslenen annelerin çocuklarına göre, çeşitli bozuk­lukların daha sık görüldüğü saptanmıştır.

Kalrtsal Hastalık ve Sakatlıkların Çocuklara Geçmesi. Anne ve baba hasta olmasa bile genlerinde bozukluk varsa, çocukların bir kısmı hasta ve sa­kat olur; bir kısmı bozuk geni taşır ve hasta olmaz. Hasta ve sakat anneyle babanın çocuklarının hasta ve sakat olma olasılığı çok yüksektir.
İyi beslenenlere göre kötü beslenen gebelerde, ölü doğum, vaktinden önce; doğum, doğum ağırlığı düşük bebeklere daha sık rastlanmaktadır. Zayıf, kısa ve vaktinden önce doğan bebeklerin yaşama şansları daha az, hastalıklara di­rençsiz olmakta, bunlarda zekâ geriliği daha sık görülmektedir.
Gebelikte, çeşitli besin öğelerinin yetersizliği doğuştan yapısal bozukluk­lara da yol açabilir. Protein, folik asit, A vitamini, riboflavin, çinko ve man­ganez gibi besin öğelerinin ileri derecede yetersizliğinin, bebeklerde doğuştan bo­zukluklarla ilgisi olduğu bulunmuştur. Bazı çalışmalarda, protein yetersizliği olan gebelerde düşükler daha sık görülmüştür. Gebelerin kötü beslenmesinin dö­lün yalnız bedensel gelişimini değil, zekâ gelişimini de etkilediği anlaşılmıştır. Özellikle protein ve B grubu vitaminlerinin yetersiz alınmasının zekâ geriliğinde rolü olduğu bildirilmiştir.
iyi beslenmeyen gebelerin dölünde besin öğeleri deposu da yetersiz olmak­tadır. Kansız annelerin dölünde yeterli demir depolanmadığından, bebek doğuş­ta kansızlığa yatkın ohnakta, zamanında tedavi edilmezse bunu düzeltmek zor­laşmaktadır. Yine, A vitamini yetersizliği olan annelerden doğan bebeklerde, bu vitamin deposu yetersiz olduğundan, bebek A vitamini yetersizliğine duyarlı ol­maktadır.
Şişman gebelerin bebeklerinin doğum ağırlığı genellikle normalden yüksek olur. Şişman kadınların doğum yapması zordur. Şişman bebeğin vücudunda yağ hücrelerinin çoğalmaya eğilimi artar ve çocuğun kolayca şişmanlamasında rol oynar. Gebelikte aşırı kilo almanın önlenmesi hem anne, hem de yavrunun şiş­manlamaya karşı korunmasında önem taşır.

Gebelerin beslenme durumunun bebek ve anneye etkilerini inceleyen sayı­sız araştırma yapılmıştır. Bunlardan birinde; yetersiz ve dengesiz beslenen ve yoksul olan gebeler üç gruba ayrılmış; birinci gruba ek besin verilmiş ve kadın­lar beslenme konusunda eğitilmiş; ikinci gruptakiler yalnız eğitilmiş ve ek besin verilmemiş ;üçüncü gruptakilere hem =;k besin verilmemiş hem de gebeler bes-lenmeleriyle ilgili eğitilmemiştir. Ek besin verilen ve eğitilen gruptaki annelerle bebeklerinin doğumdan önce ve sonra öteki gruptakilerden daha sağlıklı olduk­ları görülmüştür. Ek besin verilmeyen ve eğitilmeyen gruptaki gebelerde doğum zorluklan, erken doğum, doğum ağırlığı düşük bebeklerin öteki gruplara göre, daha çok olduğu görülmüştür.

Bu konuda yapılan başka bir araştırmada, gebe kadınlar beslenme duru­muna göre; çok iyi, orta ve kötü diye ayrılmış, bunların bebeklerinin sağlık du­rumu doğumda ve ilk iki haftalık süreyle incelenmiştir. Tablodan da görüldüğü gibi, kötü beslenen annelerin bebeklerinde, sağlık durumu kötü olanların oranı çok yüksek bulun­muştur. Ayrıca, kötü beslenen gebelerde düşük, erken doğum, ölü doğum, cılız bebek ve doğum zorluklan öteki gruplardakinden çok yüksek olduğu belirlen­miştir.
Gebelikte, annenin vücudunda oluşan değişiklikler annelik dokuları ve döl için fazladan enerji ile besin öğeleri gereklidir. Artan ihtiyaçlar karşılanmaz­sa, bir süre, vücutta depolanabilen ve yedek olarak bulunan besin öğeleriyle açık kapatılır. Ancak, iyi beslenmeyenlerin vücudunda depo ya da yedek besin öğe­si bulunmaz ve her besin öğesi de depolanamaz. Bazı besin öğelerinin yedeği ya da deposu olsa bile, bu kullanıldıktan sonra annenin dokuları parçalanarak dö­lün ihtiyacının bir bölümü karşılanmaya çalışılır. Gebe kadın kötü beslenmeyi sürdürürse sağlığı bozulmaya başlar ve bu durum gebelik ilerledikçe şiddetlenir. Bulantı, kusma, ödem ve benzeri sorunları olan gebelerin beslenmesinde gerek­li değişiklikler yapılmazsa beslenme yetersizliği daha kolay gelişir.
Gebelerde sık rastlanan beslenme yetersizliği sorunlanndan biri kansızlıktir. Gebelik sırasında kadının kan hacminde artış olduğu gibi, dölün kan yapımı için gerekli olan ve vücudunda biriken besin öğeleri de anneden gelir. Gebelikte ve önceden iyi beslenmeyen kadınlarda demir ve folik asit yetersizliği kansızlığı çok sık görülür. Ülkemizde yapılan araştırmalarda, incelenen gebelerin yarısından çoğunda, orta ve ileri derecede demir yetersizliğine bağlı kansızlık bulunmuştur.

Gebelikte ve özellikle çok doğum yapan kadınlarda diş çürüklüğü ve kemik yumuşaması (osteomalasia) gibi durumlar da sık görülür. Gebelikte, kalsiyum metabolizmasında değişme ve bozulmalar olur; bu sebeplerle de kalsiyum, fosfor ve D vitamini ihtiyacı artar. Bu besin öğelerine ihtiyacı karşılanmayan gebelerin dişlerinde ve kemiklerinde bozukluk ve zayıflık kolayca gelişir. Gebelikte sık görülen sorunlardan biri de basit guatrdır.
Gebelikte şişmanlığa da sık raslanır. İhtiyaçtan çok alınan enerji şişmanlığa yol açar. Gebelikten sonra enerji kısıtlaması yapılmazsa, gebelikte başlayan şiş­manlık kalıcı olur. Gebelikte şişmanlık, hem dölün sağlığı, hem de annenin sağ­lığı yönünden sakıncalı olduğu gibi, şişman kadınların doğum yapması da zor­laşır. Gebelikte, bazı kadınlarda da zayıflık görülebilir. Gebe kadının zayıf ol­ması da hem kendisi, hem de yavrunun sağlığı için sakıncalıdır.
Leia Mais

Gebelerin Enerji ve Besin İhtiyacı

Gebelikte, vücuttaki değişmeler nedeniyle enerji ve besin öğelerine ihtiyaç artar. Ergenlik çağmdakilerle normal durumdaki kadınlar ve gebeler için öne­rilen enerji ,ve besin öğeleri miktarları anlatılmaktadır. Gebelik için eklenen besin öğeleri miktarları, depoların boşalmasını önlemek ve güvenilir miktarda depo sağlamak amacıyla önerilmiştir. Bu tablodaki miktarlarda artış, yapılmadığı takdirde, gebelerin aldığı besin öğelerinde en az Tablo 10-3′te ve­rilenler kadar artış yapılması zorunludur.
Enerji İhtiyacı: Gebelikte, gelişen annelik dokuları, bazal metabolizmanın, hızlanması, ağırlık artışı ve dölün büyümesi için enerji harcandığından, gebelerin enerji ihtiyacı artar. Gebelik döneminde, toplam 80 000 kaloriye (335 MJ.) ya­kın enerji harcandığı hesaplanmıştır. Bunun yarısı kadarı, kadının vücudunda yağ olarak (4 kg. dolayında) depolamr. Normal ağırlıkta olan anne adayının za­yıflaması ve şişmanlaması istenmediğinden, gebeliğin ortalama 40 000 kalori gerektirdiği varsayılır.
Gebelik süresince toplam ağırlık artışının alt ve üst sınırları 9-12 kg. ara­sındadır. Haftalık ağırlık artışı ilk aylarda 0,25 kg. kadardır; sonraları 0,45 kg. dolayında olması önerilir. Gebede ayda ortalama 1 kg.’dan fazla artış istenmez. Dölün büyüme hızına ve gebelikte değişikliklere göre annenin enerji ihtiyacı, ge­beliğin ilk aylarında ortalama 150 kalori (0,6 MJ.), üç aylıktan sonra da 300-350 kalori (1,3 – 1,5 MJ.) kadar artar. Normal ağırlıktaki ve durumdaki kadın, Bölüm 10-1-2′de açıklandığı gibi, diyetinde besin gruplarına yeterince yer veriyorsa ilk aylarda 150 kalorilik (0,6 MJ.) sonra da 300-350 kalorilik (1,3-1,5 MJ.) besin eki yapılır. Bunu karşılamak için, günlük diyete ilk aylarda bir porsiyon süt grubu, bir porsiyon sebze ve meyve grubunun eklenmesi yeterlidir. İlk aylardan sonra, bunlara 1/2 – 1 porsiyon et grubu eklenmesi uygun olur.


Gebe kadın, fiziksel etkinliğinde önemli ölçüde azaltma yapmışsa, enerji ih­tiyacı da azalacağından gebelik nedeniyle yapılan ek azaltılmalıdır ya da ek ya­pılmamalıdır. Aksine, gebe kadın büyüme döneminde ise, kendi büyümesi içinde fazladan enerji gerektiğinden, yapılacak enerji eki artırılmalıdır. Aynı durum, gebeliğin başlangıcında zayıf gebeler için de geçerlidir.
Ergenlik Çağındaki Kızlar, Normal Durumdaki Kadınlar, Gebe ve Emzik­lilerin Önerilen Günlük Enerji ve Besin öğeleri Tüketim Standartları (Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Araştırma Konseyi Besin ve Beslenme Kcmitesi.
Normalden az ağırlıktaki gebe kadınların da normal kilolarına çıkarılması için, duruma göre daha çok ek yapılması gerekir. Diyetin enerji değeri, anne adayının normal ağırlıkta kalmasını ve gebelikte yeterli ağırlık artışını sağlaya­cak şekilde ayarlanır.
Gebeliğin başlangıcında şişman olan kadınların da normal kilolarına zayıf­lamaları gerekir. Bu gebelerin diyetinde enerji kısıtlaması yapılır. Günlük alınan enerji 1500 kalori (6,3 MJ.) altına düşürülmeden, şişman gebenin yavaş yavaş normal kilosuna inmesi sağlanır. Bunun için özellikle, tahıl ve türevleri ile yağ ve şekerlerde azaltma yapılır. Öğün atlayarak, aç durarak, öteki besin grupla­rından yeterince almayarak ve kısa sürede fazla ağırlık kaybetmeye çalışarak za­yıflamak anne adayı ve yavru için sakıncalıdır; aşın durumlarda ise tehlikelidir.
Protein: Yeni doğanın vücudundakiyle birlikte, gebelikte bir kiloya yakın protein harcanır. Bunu karşılamak için bazı yazarlar, gebeliğin ilk aylarında daha az olmak üzere, normal ihtiyaca günde 5-6 gr. protein eki yapılmasını ye­terli görmektedir. Bazı yazarlar ise gebeliğin ilk aylarından sonra gebe kadımn günlük normal ihtiyacına, kalitesi fo 70 dolayında olan protein için 15 – 30 gr. ek yapılmasını önermektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde gebelerin günlük protein ihtiyacına, gebeliğin ikinci ayından sonra 30 gr. ek yapılması önerilmiş­tir. Bu ekle, gebenin protein ihtiyacı, ikinci aydan sonra kilo ba­şına 1,3 gr. dolayında olmaktadır. Annenin sağlığı ve dölün bedensel ve beyin­sel gelişimi için bu ekin gerekliliği vurgulanmaktadır. Protein yetersizliğinin dö­lün direncini azalttığı, bedensel ve zihinsel geriliklere eğilimi artırdığı düşünüle­rek, gebelikte normal günlük ihtiyaçtan 15 – 30 gr. fazla protein alınması ya­rarlı görülmektedir.
Mineraller ve Vitaminler: Gebelikte; annelik dokuları, hücre çalışmasında hızlanma ve öteki değişiklikler ile döl için fazladan mineral ve vitamin harca­nır. Annenin ve dölün sağlığını korumak için, gebelikte ek mineral ve vitamin alınması gerekir. Gebe ve gebe olmayan kadm için günlük alınması önerilen vi­tamin ve mineral miktarları.
Demir yetersizliğine karşı korunmak için diyetin demir yönünden zengin olması gerekir. Demir depolarını doldurmak için gebelerin günde 30-60 mg. demir almaları önerilmektedir. Bu miktardaki demi­rin normal bir diyetle karşılanmasının zor olduğu belirtilerek gebe kadına dı­şardan ek demir verilmesinin yaran üzerinde durulmaktadır.
Gebelikte, kemik yumuşaması ve diş çürüklüğüne de sık rastlanmaktadır. Bu ve benzeri durumlara karşı korunmak için, gebelikte artan kalsiyum ile fos­for ve D vitamini ihtiyacının karşlanması gerekir. Gebelikte, bazı vitaminlerin ve minerallerin yetersiz alınmasının dölde bedensel ve zihinsel yönden bozuk­luklara eğilimi artırdığı bilindiğinden, gebe kadının bu besin öğelerine ihtiyacının karşılanması kendisi ve yavrusu için önemlidir.
Leia Mais

Gebelikte Artan Enerji ve Besin İhtiyacının Karşılanması

Gebelikte enerji ve besin öğelerine ihtiyaç artışı ilk aylarda azdır ve gebe­lik ilerledikçe artar. Bunun için günlük diyete eklenecek besin miktarı, ilk ay­larda azdan başlanarak artırılır. Gebelikten önce iyi beslenen, Bölüm 10-1-2′de verildiği gibi, besin gruplarından yeterli miktarda alan bir gebe kadımn günlük diyetine şunlar eklenir:
Süt ve türevleri grubu : 1 porsiyon
Et, yumurta, kuru baklagil grubu : 1/2 – 1 porsiyon Sebze ve meyve grubu:1 porsiyon
Gebeliğin ilk aylarında porsiyon miktarları biraz küçük tutularak zamanla normal miktarda artırılır. Gebelik öncesinde, süt grubundan günde 2 porsiyon alınıyorsa gebeliğin ilk aylarında bu gruptan 1/2 porsiyon fazla almak yeterli olur ve gebelik ilerledikçe yapılan ek bir porsiyona çıkarılır. Gebelikte, süt, et, sebze ve meyve grubundan yeterli miktarda alınması zorunludur. Bu gruplar­dan kısıntı yapılamaz. Enerji kısıtlaması yapılması gereken durumlarda, şeker, yağ, tatlı ve tahıl ürünleri azaltılır. Besin gruplarından belirlenen miktarlara ek olarak gebelikte alınması gereken besinler de günlük diyette bu­lundurulursa, gebe kadının enerji ve besin öğeleri gereksinmesi karşılanır. Gebe kadının beslenmesinde aşağıda belirtilenlere uyulması gerekir:

1. Süt ve türevleri grubundaki besinlerden süt, yoğurt ve peynir üçlüsün­den süt yeğlenmelidir. Süt grubundan günde en az iki porsiyon alınmalı, üç por­siyon almaya çalışılmalıdır. Bunun en az bir porsiyonu (bir su bardağı) süt olma­lıdır. Süt içmek istemeyenler, bunun yerine yoğurt, peynir ve sütlü tatlı almalı­dır.
2. Et, yumurta ve kuru baklagil grubundan günde alınması gereken 2 1/2, porsiyon, bu gruptaki değişik besinlerle tamamlanmalıdır. Örneğin, tümü et, tü­mü yumurta ile karşılanmamak, etlere, kuru baklagillere, bunların değişik türle­rine ve yumurtaya yer verilmelidir. Örneğin 2 1/2 porsiyonun 1 porsiyonu et tür­leri, 1 porsiyonu kuru baklagiller, 1/2 porsiyonu bir yumurta olabilir.
Günde bir ya da haftada 4-5 yumurta, her hafta bir kez karaciğer, yürek, böbrek, dalak gibi organ etlerinden birini yemelidir.
3. Sebze ve meyve grubundan günde alınması gereken 4-5 porsiyondan en az bir porsiyonu yeşil yapraklı sebze, bir porsiyonu çiğ yenebilen bir tür ol­malıdır.
4. Gebeliğin ilk aylarında bulantı ve kusma sebebiyle normal öğünlerde yeterince yemek yiyemeyenler sık ve az yemelidir. Kokulu, fazla sulu ve yağlı yemekler bulantı ve kusmayı artırabilir. Bu tür yiyecekler bir süre azaltılabilir ve alabileceği şekilde verilir. Yemekler, görünüş, renk, kıvam ve lezzet yönüy­le iştah açıcı şekilde hazırlanmalıdır.

5. Aşırı beslenmeden kaçınmalıdır. Ayda en az bir kez tartılmalıdır. Nor­mal ağırlıkta bir kadının gebeliği şurasında ayda ortalama 1 kg. dolayında ağır­lık artışı normal sayılır. Ağırlık artışının az ya da çok olmasına göre diyetin ener­ji değeri azaltılmalı ya da artırılmalıdır. Zayıflamada günlük alman enerji 1500 kalorinin (6.3 MJ.) altına düşmemelidir.
6. Gebe kadında şişme (ödem) varsa, diyette tuz azaltılmalıdır. Yemeklere tuz az konmalıdır.
7. Gebelikte, doktora danışmadan ilâç alınmamalı; sigara, alkol kullanıl­mamalı, aşırı çay ve kahveden kaçınmalıdır. Sigara içilmesi sırasında oluşan çeşitli maddeler yanında karbonmonoksit, anne sağlığını bozduğu gibi döl için de zehirleyici etki gösterebilir. Yapılan araştırmalar, gebelik süresinde sigara içen kadınların bebekleri arasında doğum ağırlığı düşük olan bebek oranının, sigara içmeyen kadınların bebeklerine göre yüksek olduğunu göstermiştir. Doğum ağır­lığı düşük bebekler de doğum ağırlığı normal olanlara göre hastalıklara daha dirençsizdir. Bu bebeklerin yaşama şansları da daha azdır, yaşayanlar arasında bedensel ve zihinsel gerilik gösterenlerin oranı, normal ağırlıkta doğanlardan çok yüksek bulunmuştur.
Leia Mais

Emzikli Kadınların Beslenmesi

EMZİKLİ KADINLARIN BESLENMESİ
Süt Üretimi ve Beslenme
Yeterli ve dengeli beslenen emzikli kadınlar günde ortalama 700-850 mi. kadar süt üretir. Bazı emzikli kadınların günlük süt salgısı ise bir litrenin üze­rindedir. İyi beslenemeyen ve sık doğum yapan kadınların günlük süt üretimi azalır ve 400 mi. dolayına düşer. Bu miktardaki süt bebeğe yetmez.
emzikli-kadinlarin_beslenmesi
Süt üretimi için enerji ve besin öğeleri harcanır. Bu harcama anneden ya­pıldığından, emzikli kadınların besin gereksinmesi artar. Emziklilikte beslen­mede temel ilke, süt üretimi için harcananın karşılanmasıdır. Annenin diyeti, enerji ve besin öğeleri yönünden harcananı karşılayacak değerde değilse, süt üre­timinde ve sütün bileşiminde bir süre önemli değişiklik olmaz; açık vücuttaki depolardan ve yedekten karşılanır. İleri derecede yetersizlik durumunda ise, süt üretiminde düşme ve sütün kalitesinde değişmeler başlar. Annedeki yetersizlik­ler süte de yansır. Örneğin,41 derecede vitamin yetersizliği olan annenin sütün­de tiamin çok azalır ve bebekte beriberi hastalığı görülür; annenin diyetinde C vitamini ve folik asit yetersizse, bu vitaminlerin sütteki miktarları normal dü­zeyde olamaz. Bu ve benzeri nedenlerle, kaliteli ve yeterli miktarda süt üretimi için annenin iyi beslenmesi önemlidir.
Ancak, aşırı beslenme sütün genel bileşiminde önemli değişiklik yapmaz, bir yarar sağlamaz. Örneğin, ihtiyacın çok üzerinde protein almakla sütün protein; miktarı artmaz. Ancak, iyi beslenen annelerin sütüne göre, kötü beslenen kadın­ların sütü azalır. Ayrıca, kötü beslenen kadınların sütünde, protein, yağ, suda eriyen vitaminler, A vitamini de kalsiyum yönünden de düşme olmaktadır.
Leia Mais

Ani Doğumda İlk Yardım Nasıl Yapılır.?

Ani doğum hadiseleri ile karşılaşmak her zaman tesadüfler mümkün olan hallerdendir. Hekim gelmeden dünya yüzüne çıkmakta acele eden yavrulara sık sık ve bilhassa harp zamanlarında rastlanır. Bir bombardıman sırasında müstakbel annenin heyecana kapılması veya kaza gibi olaylarla karşılaşılması doğum hâdisesini tacil eder Bundan başka, doğurmak üzere doğum evine götürülen bazı kadınlar henüz hastaneye varmadan, yolda doğurmaya başlarlar ve hatta bu doğumu tamamlarlar. Trende, vapurda veya benzeri umumî yerlerde de doğum vakaları ile karşılaşmak her zaman imkân dahilindedir. İşte bütün bu ihtimalleri göz önünde tutarak müstakbel annenin, yakınlarının ve ilk yardım ile uğraşmak isteyen herkesin bu bakımdan bilgi olup olması icap eder. Her şeyden önce âni bir doğum İhtimalini düşünerek hâmile kadının bazı hazırlıklarda bulunmuş olması doğru olur.

bebek_

Çocuğun doğum günü takriben yaklaştığı vakit, kâfi büyüklükte bir valize doğum sırasında anne ve çocuğa lâzım olabilecek malzemeyi yerleştirmek lâzımdır. Acaba bir doğumun yaklaştığını bildiren belirtiler nelerdir? Bunları tetkik edelim. Doğum sancısı belde başlar ve yavaş yavaş bir kramp ağrı şeklini alarak öne doğru gelir ve en şiddetli haddini bulur. Bir müddet sonra daha sık sık fasılalarla gelmeye başlayan bu sancı şiddetlenir ve süresi de artar. Ağrının devamı sırasında veya ağrımadan evvel kadının fercinden hafif kanlı ve lüzuci bir mayiin gelmesi doğumun pek yakın olduğuna kati bir alâmettir. Çocuğun etrafını kuşatan kesenin patlaması ile dışarı akan bu mayi, bazen doğum başlamadan evvel de kendini gösterir, fakat bu hal nispeten daha seyrek vuku bulur. Esas olan, doğuma yakın bir zamanda ve sancılı bir zamanda kesenin patlamasıdır.

Acaba anı doğum hâdiselerinde ne şekilde hareket etmeli? Müstakbel anne veya yanında bulunan bir yakını doğumun başladığına kanaat getirince hekime baş vurur. Bu sırada hekime söylenmesi icap eden bilgiler bilhassa şunlardır.

1 -—Ağrının başladığı saat veya kaç saatten beri devam ettiği

2 —Ağrı fasılalarının ne kadar sürdüğü,

3 — Su gelip gelmediği

4 — Herhangi bir kanama vukuu bulup bulmadığı.

Hekim gelinceye kadar yapılması icap eden işler vardır. Hemen bir güyüm su ısıtılır. Doğum için lüzumlu eşyaları ihtiva eden valiz açılır. Anne ve çocuğun yatakları hazırlanır. Annenin yatağının orta yerine ıslanmadan ve kirlenmeden korumak için lâstik veya su geçirmez bir yaygı serilir. Lâstik örtü bulunmadığı takdirde birkaç kat gazete kâğıdı ve bir tabaka da yağlı kâğıt bu işi görebilir. Evvelâ gazeteler serildikten sonra üzerine yağlı kâğıt yayılır. Lâstik veya yağlı kâğıt yatağın kenarından dışarı sarkıtılır. Yatağın kenarına yere bir leğen ve güğümle su konur. Diğer lüzumlu eşya da kolayca ele geçecek yerlere yerleştirilir.

Bütün bunlardan sonra dikkat edilecek şey sükûnetin muhafaza edilmesidir. Çocuklar büyük bir ekseriyetle fevkalâde kolay doğarlar. Hekim gelmeden çocuk doğduğu takdirde anne rahat bir şekilde yatırılır, sakin olması ve sıcak tutulması için gereken tedbirler alınır.

Çocuk doğduktan sonra yardımcı şahsın işlerini şu şekilde sıralayabiliriz: Evvelâ eller temiz bir şekilde yıkanır. Bundan sonra çocuk ayak bileklerinden tutularak kaldırılır. Göbek bağının boynun etrafına dolanıp dolanmadığına dikkat edilir. Böyle bir şey varsa ihtimamla gevşetilir ve çıkarılır. Çocuğu ayaklarından tutup kaldırırken, bir parmak bileklerin iç tarafından, diğeri de dışardan kavrayacak şekilde olmalıdır. Bu esnada öbür elle alından tutulur ve baş geriye doğru itilir. Bu suretle ağız ve boğazda bulunan muhtelif ifrazat çok daha kolaylıkla dışarı akar ve çocuğun rahatça nefes almasını mümkün kılar. Çocuğun sesi kuvvetle çıktıktan sonra sıra göbek bağının kesilmesine gelmiştir. Doğum çantasından iki tane steril gaz şerit ve yine steril makas alınır. Göbek, çıkış noktasından yani çocuk cihetinden 5 cm. uzakta bu şeritler 2-3 cm. ara ile sıkıca sağlanır. İki düğümün tam ortasından göbek bağı kesilir, Hekim gelince göbek üzerinde lâzım gelen müdahalede bulunur. Hekim geciktiği takdirde göbek kesiği üzerine steril bir an bezi konur. Çocuk sıcak ve sakin bir halde yatırılır. Üzeri örtülür ve kolayca göz altında bulunacak bir yere yerleştirilir.

EL BAŞPARMAĞI SARGILARI

Buna mukabil ayak ve el parmaklarının donukları oldukça şiddetli ağrıya sebep olurlar.

Ne yapmak : Yapılacak iş donmakta olan nesiçleri tekrar gevşetmek ve kan deveranını tekrar temin etmektir. Vücudun sıcak kısımlarından istifade ederek bunları bir ısıtma vasıtası olarak kullanmak iyi bir usuldür. Meselâ donmakta olan bir kulak veya burunu elle ovuşturarak ısıtmak çok faydalı olabilir. Bu şekilde elin harareti bu donuk uzuvlara geçer. El donmalarında ise eli koltuk altına veya bacak arasına sokmak çok pratik bir usuldür. Bundan başka muhtelif hararette sulara batırarak ıslatılmış bezlerle de tedricî bir ısıtma tatbik etmek iyi bir usuldür. Bu işe evvelâ soğuk su ile başlanır ve suyun harareti gittikçe arttırılır. Donuk vücut parçası tabiî rengini alıncaya kadar bu ameliyeye devam edilir. Bundan sonra kazazede sıcak bir odaya götürülür. Donuk bir kimseyi birdenbire çok sıcak bir muhitle temas ettirmek çok tehlikeli olabilir.. Bunun için donuk nesicin kendi kendine ve mümkün olduğu kadar tabiî bir şekilde yumuşamasına imkân verilmelidir. Deveran etmeğe başlayan kanın harareti bu i§i yapmağa kâfi gelir. Dişardan yapılacak çok şiddetli sıcak tatbikat amarları zedeler ve bir gangrenin teşekkülüne yol açar.
Leia Mais
http://genelsaglikbilgilerimiz.blogspot.com/